Özgürlükçü, demokratik, laik, adaleti ve barışı esas alan bir hukuk devletinde yaşama umudumuz giderek yok ediliyor.
Hukuka, yargıya, adalete güven azalıyor! Toplumda yargının bağımsız olmadığı, hukukun gündelik siyasi çıkarlara alet edildiği görüşü yaygınlaşıyor.
Yargı kararlarına uyulmuyor, yargı etkisizleştiriliyor. Dosya yükünün altında ezilen adalet mekanizması geç işliyor. Avukatlar giderek çaresiz bir konuma itiliyor.
Böylesine ağır sorunlar yaşanırken, bir zamanlar yalnızca demokrasi güçlerinin değil, hükümetlerin de gözlerini çevirdiği İstanbul Barosu, ne demokratikleşme konusunda ne mesleki sorunlarla ilgili ağırlık koyabiliyor, ne de bir çözüm üretebiliyor.
Adliyeler arasında koşuşturan, duruşma kapılarında saatlerce bekleyen, çoğu ücretli/bağımlı çalışan, vergisini ödemekte güçlük çeken, adil bir hayat yaşayamayan, sosyal güvenceden yoksun bir avukat ne yapabilir? Yargının bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı, insan haklarına dayalı, laik, çağdaş bir demokrasi mücadelesi için ne yapabilir?
Sorunlarımızın çözümü için gözümüzü çevireceğimiz yer elbette ki baromuzdur. Baromuz, hukukun üstünlüğü inancını yaygınlaştırmak zorundadır. Güvenilirliğimizi ve itibarımızı yitirme süreci tersine çevrilmelidir.
Hukuk ve siyasetin birbirinden kopuk olmadığını, birbirini etkilediğini biliyoruz. Hukuka saygının tükendiği bir toplumda adil bir hukuk sistemi olamayacağı açıktır. Böyle bir ortamda etkin olmayan barolar, hukukun gündelik siyaset aracı haline getirilmesine karşı koyamaz. Ancak baskı grubu olabilen saygın bir baro, demokratik değerleri, özgürlükçü bir hukuku savunabilir; mesleğin sorunlarının çözümünde etkili olabilir.
Hem ülkede hem de İstanbul Barosu’nda, güvensizlik ve kaygı yaratan bu duruma tesadüfen gelinmedi, nedenleri biliyoruz. Bizler, demokrasiye, hukuka, yargıya ve adalete güvenin eksiksiz sağlanması için, avukatlık onurunun hatırlanması ve hatırlatılması için bir araya geldik. Başımız dik, özgüvenimiz tam, dayanışma ruhumuz eksiksizdir. Farklılıklarımız zaaf değil zenginliktir. Aklımızı, bilgimizi, deneyimimizi, enerjimizi, kalbimizi birbirimize açık tutarak, farklı renklerin, benzer taleplerin kesiştiği ortak bir paydada buluşuyoruz.
Ve tekrarlıyoruz:
Meslek ve ülke sorunları birbirinden bağımsız değildir. Çözüm için Baronun baskı grubu gücüne kavuşturulması şarttır. Meslek ve ülke sorunlarının çözümü için özgürlükçü hukuk anlayışını rehber edineceğiz.
Baro ancak katılımcı bir anlayışla yönetildiğinde çözüm üretebilir; ürettiği çözümü uygulayabilir. Yönetim anlayışımız, temsilde adalet ilkesini içerir. Seçime katılan tüm grupların, barodaki komisyon ve merkezlerin temsil edildiği bir baro meclisi oluşturulmasını hedefliyoruz.
Hukukun üstünlüğü, yargının ve avukatın bağımsızlığı ilkesine bağlıyız. Hukukun siyasi çıkarlara da güvenlik politikalarına da alet edilmesine karşıyız.
Çağdaş, demokratik, laik değerleri savunarak; insan hak ve özgürlüklerinin güçlendirilmesi ve genişletilmesi için çalışacağız.
Sorunların barışçıl yöntemlerle, hukuka bağlı kalarak çözümünden yanayız. Nereden ve kimden gelirse gelsin şiddete karşıyız.
Bürokratik değil, demokratik baro isteyen; bir avukatlık ütopyası olan, susmayı değil söylemeyi seven; barışı, adaleti, özgürlüğü ilke edinen, “insan, doğanın sahibi değil parçasıdır.” diyen; yaşadığı şehri, ülkeyi ve torunlarının yaşayacağı gezegeni de müvekkili sayan avukatlar var.
Düşünecek aklımız, söyleyecek sözümüz,
Dinleyecek kulağımız, anlayacak kalbimiz var…
Katılımcı Avukatlar (KAV)